29 Haziran 2011 Çarşamba

Doğu Karadenizde Gizli Hıristiyanlık (alıntı makaleler)

Gizli Hristiyanlık ve Yüreğine Sor Filmi

Özhan Öztürk,

13 Nisan 1859 Giresun'a bağlı küçük bir sahil beldesi olan Bulancak'ta nahiye müdürlüğü yapan Rüstem Ağa, karakolun çevresine toplanmış kalabalığın uğultusun sebebini emrak edip, dışarı çıkmak üzere hamle yaptığı...

Anda bayraktar Sunullah'ın oda kapısından karga tulumba içeri soktuğu dört Rum papazla karşı karşıya gelmiştir. Ağa, Müslüman eşrafın baskısıyla önceki gece geride 4 yetim  bırakarak vefat eden Ayşe adlı Müslüman bir kadının cesedinin bir grup Hristiyan tarafından Pazar yerinden geçirilerek gömülmek istendiğini görünce Sunullah’ı kiliseye gönderilerek, düzenlenen ayini durdurmuş ve kadının cesedini istemiştir. Papazlardan birisi uzun süredir Bulancak Kilise'sinde görev yaptığını ve kadını Kriaki Savropoulo adıyla Hristiyan olarak tanıdığını, ailesinin ve oğullarının Rum olduğunu bu yüzden kadının Hristiyan adetlerine göre Hristiyan mezarlığına gömülmesi gerektiğinde ısrar etmişse de sorunu anlamak gibi amatörce bir gayret içine girmeyen bürokrat durumu Giresun kaymakamına bildirmiş, ceset bir süre bekletildikten sonra gelen emre göre İslami usule uygun olarak Müslüman mezarlığında, defnedilmiştir.
Bulancak'ta ticaret yapan kadının kardeşi Nikola Savropoula durumu Trabzon başpiskoposu Konstantinos'a bir mektupla şikayet etmişse de onun da elinden bir şey gelmemiş, durumu ortaya çıkan aile Bulancak'ı terk etmek zorunda kalmış, Nikola İngiliz konsolosluğunun yardımıyla Trabzon'a kaçmışsa da burada öldürülmüştür. Savropoulalar 1830'ların başlarında onbinlerce gizli Hristiyanın yaşadığı Gümüşhane'nin Krom kasabasından Bulancak'a göçen 20 aileden birisidir.
Usta yönetmen Yusuf Kurçenli'nin 7 yıl aradan sonra memleketi Rize’de çektiği dönüş filmi "Yüreğine Sor"da 19. yüzyılın Karadeniz’in de Müslüman Esma ile gizli Hristiyan Mustafa’nın aşkını anlatırken, resmi tarihin halı altına süpürdüğü bir Anadolu dramı daha ister istemez karşımıza çıkıyor. Film seyredenlerde yeni bir tarihle yüzleşme ve vicdan muhasebesi dalgası başlatırken, tıpkı Aleviler, Kıptiler, Çerkez köleler ve daha niceleri gibi Osmanlı'da "Osmanlı" doğmayan ötekilerden birisi olan Rumların gündelik hayatının ders kitaplarında anlatıldığı gibi "dikensiz gül bahçesi" olmadığının da ipuçlarını veriyor.
Gizli Hristiyanlık neydi?
Trabzon Maçka ilçesi ve kuzey Gümüşhane’de bulunan Krom, Yağlıdere, Stavri, Zigana, Santa, Torul gibi ulaşılması güç dağlık bölgelerde yaşayan Rumların bir bölümü zorlama neticesi veya iktisadi sebeplerle, 17. yüzyılda İslam'a geçer gibi görünmüş ama 19. yüzyıl ortalarına dek kalben Hristiyan olarak kalmayı başarabilmiş, bunlara gizli/Krypto Hrsitiyan veya yaşadıkları bölgelere atfen Kromlu, Stavrili gibi isimler verilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu’nda Sırbistan'da Droverstvo, Kıbrıs'ta Patsaloi (alaca atlar), Apostolikoi (keçiboynuzları), Linovamvakoi  (keten bezleri), Arnavutluk'ta Laramanoi (Rengârenkler), Lübnan'da gizli Maronitler, Kahire'de Gizli Kıptiler, Girit'te Kourmoulides, Karadeniz bölgesinde Kromlides (Kromlular), Stavriotai ve Klostoi adlarıyla  varlığını sürdüren gizli Hristiyan topluluklar bulunmaktaydı. Arnavut köylülerin zorlamadan ziyade, İstanbul'a coğrafi uzaklıklarını ve sistemin zaaflarını kullanmak amacıyla bu yola saptıkları belliydi.
Bunlar, Osmanlı vergi memurları geldiğinde Müslüman olduklarını belirterek ispence vergisi vermeyi reddediyor, Müslüman köylüleri askere almak için görevlendirilen diğer memurlar geldiğinde ise Hrisitiyan olduklarını söyleyerek askerlik hizmetinden de kaytarıyorlardı. Güney Yugoslavya'da Katolik Arnavutların piskoposları cematinin Müslüman isimleri almasına ve İslami ibadet usullerinin uygulanmasına izin verdiği için 1703'de Vatikan tarafından afaroz edilmiş, karar 1754'de Papa IX. Pius tarafından tasdik de edilince bölge halkı tamamen İslam'a yönelmişti.
Uzun Sokak çamur oldi/ Kurumlilar gâvur oldu
1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Kafkasya’ya giren Rus ordusunu kurtarıcı gibi gören 90 bin Kromlunun Rusya'nın kontrolündeki Kafkasya'ya kaçıp ve orada gerçek Hristiyanlar olarak yaşaması, Karadenizliler'in Arnavutlardan farklı olarak menfaat sağlamaktan ziyade din değiştirmeye zorlandıkları için böyle bir yaşam tarzını seçmiş olabileceklerini düşündürmektedir.
Gizli Hristiyanlar, biri Müslüman diğeri Hristiyanlığa ait iki isim taşıyorlar, çocuklarını vaftiz ettiriyor, kızlarını gerçek Hristiyan veya Müslümanlara da vermiyor, kendileri gibi tek bir kadınla açıkta İslami geleneğe göre ama geceleyin gizli Hristiyan ayiniyle evleniyorlarlardı. Öldüklerinde önce Müslüman mezarlığına gömülüyorlar, geceleyin yakın akarabaları tarafından mezarlarıdan çıkarılıp en yakın Hristiyan mezarlığına taşınıyorlardı.  Çocuklarını vaftiz etmeleri zordu, birçok köyde papaz olmadığından geceleri bu işin yapılabileceği en yakın Hristiyan köyüne gitmek, gün doğmadan geri dönmeleri gerekiyordu. Evlenmeleri de ayrı bir problemdi. Evlerine bir papaz çağırmaları gerekecekti ki Santa gibi gerçek Müslüman yaşamayan bölgelerde zor olmayan bu iş bir kaç kuşak önce İslama samimiyetle geçmiş köylülerle birlikte yaşanan bölgelerde tehlikeliydi: O dönemde bir Müslüman evine papaz girdiğinin görülmesi tüm ailenin hayatına mal olabilirdi.
Bohemyalı gezgin Dernschwam, "İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat" adlı eserinde 14 Şubat 1550 tarihinde İstanbul’da Müslüman olmuş bir Rum’un gizlice eski dinini yaşadığı açığa çıktığında At Meydanı’nda canlı canlı yakıldığını bildirmiştir. Asafi Dal Mehmed Çelebi’nin Şecaatname adlı eserinde,  Özdemiroğlu Asaf Paşa’nın İran’a düzenlediği sefer sırasında mürtedi olan bir Rum'un kadıya bile başvurulmadan yakılarak öldürülmesi anlatılmakta hatta insan yakma cezasını gösteren bir minyatür de yeralmaktadır.
1839 Tanzimat Fermanı'na dek bir Müslümanın Hristiyan olması yani mürtedliğin cezası İslam hukukuna göre tövbe etmezse tartışmasız ölümdür.
Gizli Hristiyanlar, 18 Şubat 1856 tarihinde Abdülmecit’in Paris anlaşmasını imzalaması, arkasından 30 Mart’ta Hatt-ı Hümayun'un gelmesi, Petros Savvas Sidderopoulos adlı bir Rum'un 14 Mayıs'da Hristiyan olduğunu açıklamasına rağmen canına kastedilmemesinin verdiği güven duygusuyla durumlarını açıklayarak resmen Hristiyan olarak kabül edilmelerini sağlamak istemişlerdir. Mart 1857'de Trabzon Kızlar (Panagia Theoskepastos) Manastırı’nda toplanan 44 Ortodoks rahibi 15 Temmuz 1857 günü Kromlular'ın Hristiyan olduklarını duyurmak, Avrupalı ülkelere durumlarını anlatmak için Trabzon'da Vice-konsül F. Stevens aracılığıyla İstanbul’daki İngiliz büyükelçiliğine başvurmuşlardır.
Stevens, Kromni, Argyropolis, Santa ve Hapsiköy'de 55 köyde yaptığı araştırmada 9.533 Müslüman, 17.200 Gizli Hristiyan ile 28.960 Hristiyan yaşadığını belirlemiş olup, konuyla ilgili tüm belgeler bugün Londra’daki Foreign Office Arşivi’nde saklanmaktadır. Uzun süredir İslam bilinen Kromluların dağdan inerek Trabzon Uzun Sokak'ta bulunan İngiliz elçiliğine gelmesi ve durumlarını açıklaması hayretle karşılanmış, "Uzun Sokak çamur oldi/ Kromlilar gâvur oldu" deyişinde olduğu gibi folklorik etkileri bugüne dek ulaşmıştır. Gizli Hristiyanların tamamı 1923 Türk-Yunan Mübadelesi ile Yunanistan'a gönderilmiş, 1829 yılında Kafkasya'ya kaçan 90 bin kişilik ilk grubun torunlarına ise 1991'de SSCB'nin yıkılmasından sonra Yunanistan tarafından vatandaşlık hakkı verilmiş ve anavatanlarına (?) geri çağrılmışlardır.

Karadenizli Rum göçmenler 1923 Mübadelesi sonrası gönderildikleri Selanik'te yerel giysileri içerisinde.
"Yüreğimize Sorma" pahasına
İşgüzar bürokratlar ve mirasyedi halkı tarafından hoyratça soldurulan güzelliğine rağmen, Bulutları Beklerken, Sonbahar ve Bal gibi bir dizi başarılı filme dekor olmayı başaran Karadeniz'in yeşil örtüsü bu sefer Yüreğine Sor adlı aşk masalının ardında, yollarda yürüte yürüte, başka topraklara, başka limanlara gönderere göndere tükettiğimiz Anadolu'nun güzel çocuklarının vicdan kanatan sırlarından birinin üzerini kaplıyor. Günümüzde solucan geninden patates üreten bilim insanları, Kızılelma taciri tarihçilere inat insanoğlunun Y kromozu üzerinden baba tarafının soyunu sopunu inceleyip Adem'e dek ulaştırırken, vardıkları Anadolu Türklerinin Rumlar ve Ermenilerden hiç de farklı olmadığı sonucu, bazen gazete sayfalarına eğlencelik manşetler olarak fısıldanırken, bu örtüyü gerçekten kaldırmak isteyip istemediğimizi, yaralarımızı popüler kültüre ve gündelik siyasete malzeme yapmadan sarıp sarmalayacak entellektüel ve ahlaki olğunluğa sahip olup olmadığımızı da yeniden düşünmeliyiz.

Geçmişte Gizli Hristiyanların Santa’da (Dumanlı) terk edilmiş okul ve kiliseler. Rumların evlerinden sağlam olanlar yaz aylarında Yomralı , arsinli ve Araklılı yaylacıları ağırlıyor.

Birgün bambaşka diyarlarda bizim köylerimizin isimlerine rastlayan, bizim gibi gülen, bizim gibi kokan, bizim gibi duran insanlarla tanışacak çocuklarımız soru işaretleriyle karşımıza dikildiğinde önlerine Milli Eğitim'in tarih kitaplarını sürmek yerine mübadele adlı bir çılgınlık nöbeti anında komşuya evlatlık verdiğimiz bir kardeşleri olduğu gerçeğini "Yüreğimize Sorma" pahasına itiraf ederek bakalım “gizli insanlık” inancımızı açığa çıkarabilecekmiyiz?
  
Kaynak: Karalahana, Özhan Öztürk, Folklor Araştırmacısı. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük (2005), Folklor ve Mitoloji Sözlüğü (2009)



xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


GİZLİ DİN TAŞIYANLARIN HİKÂYESİ
29 Eylül 2010 Çarşamba
  Prof. Dr. Ekrem Buğra EKİNCİ


Osmanlı cemiyetinde Müslüman görünüp de, gizli din taşıyanlar vardı. Sebebi de zannedilenin aksine baskı değildir. Üstelik 19. asırda ecnebilere istismar edebilecekleri bir fırsat vermiştir.


Kromni'de bir av partisi

Geçenlerde Yüreğine Sor diye bir film oynadı. Doğu Karadeniz’de filizlenen bir aşk hikâyesini anlatan film, mekânlar, kostümler ve oyuncu seçimi bakımından takdire değer olmakla beraber, senaryo insanı hayal kırıklığına uğratıyor. Kız Müslüman, fakat oğlan krifos, yani gizli Hıristiyan. Bu ortaya çıkınca âşıklar kavuşamayacaklarını anlıyor ve film acı sonla bitiyor. Daha evvel Yabancı Damat, Sıla, Elveda Rumeli gibi dizilerde olduğu gibi din ayrılığının sevenleri ayırmasından dert yanılıyor. Müslüman ve Hıristiyanlara sanki ellerindeymiş gibi “Dinler aynıdır, sevenleri ayırmayın!” mesajı veriliyor. Müslüman bir kızın gayrımüslim bir erkekle evlenmesini gelenekler değil, Kur’an-ı kerim yasaklıyor. Yedi düvel bir araya gelse bunu nasıl değiştirsin? Servet, soy, tahsil, yaş evliliğe engel görülürken, din ayrılığını hafife almak ne kadar gerçekçi olabilir? Üstelik oğlan müslüman olsa mesele kalmadığı gözden saklanmış. Filmde bir köylü kızının “Padişahların bile Hıristiyan hanımları var” diye ahkâm kesmesi de gülünç kaçmış. Saraya alınan kızlar dinibütün müslüman olarak yetiştirilir, uymayan çıkarılırdı. Şimdiye kadar değil padişah eşi, Hıristiyan bir câriye bile işitilmiş değildir. Okumuşların kendi kültürüne bu kadar yabancı oluşuna, böyleyken bir de cemiyeti terbiye etme pozu takınmalarına ne kadar teessüf edilse azdır.

“Uzun sokak çamur oldi, Kurumilar gavur oldi”

Gizli din taşımanın sebebi zannedilenin aksine baskı değildir. Filme ilham kaynağı olan Yorgo Andreadis Gizli Din Taşıyanlar adlı kitabında sebebi gayet açık bildiriyor: Menfaat. Trabzon ile Gümüşhane arasındaki Kromni (Kurumlu, Kromlu) denilen dağlık mıntıkada yaşayan bazı Rum köylüleri 1650’lerde (fetihten 2 asır sonra) maden imtiyazı alabilmek için müslüman görünüyor. Madenler o devirde stratejik ehemmiyet taşıdığı için idare imtiyazı gayrımüslimlere verilmezdi. Bunlar gizlice vaftiz oluyor, sadece birbirleriyle evleniyor, ölülerini Müslüman mezarlığına Hıristiyan usulünce defnediyor. Etrafa renk vermemek için kapalı devre yaşıyor. Her köyde zaten câmi yok. Olanları da namaza gidiyor; orucun yanısıra kendi perhizlerini de tutuyor. Papazları imamlık yapıyor. Evlerin altında gizli birer şapel var.

Zamanla madenler gözden düşüyor. Müslüman görünmenin avantajı kalmıyor. Üstelik askerlik mecburî oluyor. Şimdi “Biz Hıristiyanız!” deseler, İslâmiyet dinden dönmeyi yasaklıyor, dönene de ölüm cezası getiriyor. 1828’de Ruslar mıntıkayı işgal edince fırsat ele geçiyor. Türkler bunu “Uzun sokak çamur oldi, Krumilar gavur oldi” diye alaya alıyor. Ama kendini ifşâ eden Kurumluların sevinci uzun sürmüyor. Ruslar çekilince mâlum akıbete uğramamak için Rusya’ya kaçıyorlar. Andreadis de bunların soyundan geliyor.


Yorgo Andeadis ve ailesi

Avantaj için gizli din taşıyanlar Makedonya, Kıbrıs, Girit, Lübnan ve Mısır’da da vardı. İngiltere ve Rusya bunu farkedince, Tanzimat’tan sonraki hürriyet ortamında kendilerini ifşâ etmek üzere bunları kışkırttı. Bir yandan da Bâbıâli’ye baskı yaptı. Hükümet direndi. Neticede bunlar Rusya ve başka ülkelere hicret etti. “Biz hep Rumduk. Böylece dinden de dönmüş olmadık” diyen bazısının Ortodoksluklarına göz yumuldu. Buna cesaret edemeyen veya gereksiz gören bir kısmı da tamamen Müslümanlaştı. Kurumlu’daki gizli Hıristiyanların sayısı 19. asır ortalarında birkaç bin kişiydi.

Osman Paşa Müslümanı mı?

Pontus, Rumca Karadeniz’e verilen isimdir. Trabzon fethedildiğinde burada Rum-İran menşeli bir halk yaşardı. Buradaki Rumların ileri gelenleri fethin ardından gemilerle Rusya’ya göçtü. Kalanların bazısı Anadolu’nun başka yerlerine göçtü, bazısı müslüman oldu. Mıntıkaya Türkler de yerleşti. Tonya, Çaykara, Maçka ve Torul kazâlarının bulunduğu dağlık mıntıkada hâlâ Rumca konuşan samimi müslümanlar vardır. “Aslınız Rummuş” deseniz size silah çekerler. Girit, Arnavutluk ve Tesalya’daki Rumcadan başka lisan bilmeyen çok sayıda müslüman mübâdeleyle Anadolu’ya geldi. Bunların samimiyetinde şüphe yoktur. Gizli din, müslümanlara mahsus avantajlar elde edebilmek, devlet memuru olabilmek, askere gitmemenin karşılığı olan cizyeyi ödememek ve devşirme vermemek gibi maksatlarla belli yerlerde mevzubahis olmuştur. Osmanlı Devleti’nde baskı sebebiyle dinini gizlemek diye bir şey olamaz. İslâmiyet bir yer fethedildiği zaman oradaki gayrımüslimlere vatandaşlık tanınmasını emreder. İstemeyenler hicret eder. İnsanların zorla müslüman edilmesini yasaklar. Bu, malî bakımdan da pek istenen bir şey değildir. Mamafih Trabzon’daki bazıları bir mahallî bey tarafından müslümanlaştırıldıklarını söyler, kendilerine bundan dolayı “Osman Paşa Müslümanı” derlerdi. Rivayetin sıhhati meçhuldür.  

Gizli din daha ziyade Avrupa ve Japonya’da hakiki mânâsını bulur. Endülüs’ün işgalinde İspanyollar burada yaşayan Müslüman ve Yahudileri vaftiz ile kılıç arasında muhayyer bırakmıştı. Bir kısmı görünüşte vaftiz olmuş, dinlerini gizlice yaşamıştır. Ancak bu birkaç nesil devam etmiş, sonra hepsi gerçek Hıristiyana dönüşmüştür. Gizli din taşımak kolay değildir. Nasıl olmuş da Osmanlı ülkesindekiler bunu başarmış?  İslâmiyet görünüşe itibar eder. İnsanların niyetini ve yaşantısını araştırmayı yasaklar. Müslüman görünen, müslüman kabul edilir. Osmanlılar, cemiyet ve devlet düzenini tehdit etmeyenlere, neye inanırsa inansın, nasıl yaşarsa yaşasın, karışmazdı.


28 Haziran 2011 Salı

BAYBURT: Tarihini ve kültürünü hızla yok eden kent

 Bayburt :  Dede Korkut  Yurdu- Kültür Kenti : Tarihini ve kültürünü hızla yok ediyor


26 haziran Pazar günü Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği üye ve dostları ile birlikte  Bayburt merkez  ve Aydıntepe (Hart) ilçelerine;tarihi, doğal ve kültürel değerleri tanıma, tanıtma amaçlı bir gezi yaptık.Antik çağın  İpek Yolu, çağımızın Trabzon- Erzurum-İran yolu üzerinde bulunan, Tarihin her döneminde yerleşim ve stratejik bir bölge olan Bayburt ve çevresi;    Azzi-Hayaşa larla  başlayarak, Hatti, Hitit, Urartu , İskit, Kimmer,Ermeni, Roma, Pontus (Amasya Merkezli, krallarının İran-Pers kökenli olduğu Anadolu devleti),Bizans, Arap, Selçuklu, Akkoyunlu, İlhanlı,Trabzon Kommenoslar ve  Osmanlı devlet ve imparatorluklarının egemenliği altında kalmış ve tüm bu medeniyet ve kültürlerin izlerini taşımaktadır. Bu izlerin çok az bir kısmı toprak üstü tarihi eserler olarak günümüze kadar ulaşarak bizlerin gezme görme, tanıma ve tanıtma şansı bulduğumuz eserler olmuştur.

BAYBURTUN VAR OLAN, YAŞATILAN  DEĞERLERİ
   Bayburt Kentinin sahip olduğu tarihi değerlerin en önemlisisurlarına işlenmiş yeşil ve mor çinilerin  güneş vurduğunda parlaması dolaysı ile "Çinimaçin" olarak adlandırılan Kalesidir. Bunun dışında Selçuklu  eseri olan Ulu Cami, Saltuklu  Mengüç Gazi kardeşi Osman ve Kız kardeşinin kümbet türbelerinin olduğu Şehit Osman Tepesidir. Bunun dışında Osmanlı döneminde yapılan Camiler, Saat kulesi, Hamam yapıları ve özgün sivil mimari yapılar olan konaklar.
       Bayburt'un en önemli tarihi eserlerinden birisi de Aydıntepe(Hart) ilçesi merkezinin altında bulunan yer altı kenti/kalesidir. Yapım tarihi milat öncesi yüzyıl yada milat sonrası 1-2yüzyıl olarak tahmin edilen ve İlk Hıristiyanların baskılar ve saldırılardan korunmak için inşa ettiği rivayet edilen yer altı şehri yapılan kazılar sonrası gezilebilir durumdadır. Yer altı şehri yüzeyden 2-2,5 metre derinde, belli bir plan olmadan ana kaya farklı yönlerde  oyularak galeriler  ve tonozlu sofa ve odalar inşa edilmesi sureti ile inşa edilmiştir.  Yazın serin kışın sıcak bir ortam sağlayarak barınma için çok uygun ortam sağlayan yer altı şehri. Turizme açıldığı 90lı yıllar öncesinde  yer altı kenti üzerinde bulunan evlerinin altında kiler, mahzen olarak kullanılmakta idi. 
BAYBURTUN YOK OLAN, YOK EDİLEN DEĞERLERİ
       Ne yazık ki Anadolu’nun her kentinde yaşanan ve ekonomik güç, eğitim, kültürel gelişme ile ters orantılı olarak gelişen geçmişi yok sayma, yok etme, görmezden gelme  anlayışı  Bayburt ve Aydıntepe de de olanca gücüyle yıkıcı etkisini göstermektedir. Örnek mi; 
1- Aydıntepe İlçesi yakınlarında var olan ve orta çağın önemli kentlerinden birisi olan, 1800 lü yılarda bölgeyi gezen seyyahların gravürlerinde ihtişamlı yapıları ile dikkati çeken  ARZAHAN kenti  bugün, Aydıntepe ilçe yolu üzerindeki ocaklı Köyünün eski ismi olarak kalmış, ihtişamlı yapıları ve antik kent kalıntıları yöre insanının dahi bilmediği bir yer olacak şekilde yok edilmiştir. 
2- Şehit Osman tepesi Akkoyunlu mezarları. Bu mezarlar Şehit Osman ve kardeşinin türbeleri etrafında bulunan Akkoyunlu döneminin, üzerlerine Arapça harflerle ayet ve mezar sahibi ve rütbesi ile ilgili   özgün bilgi ve işaretlerin işlendiği lahit tarzı büyük taş mezarların tamamına yakını tahrip edilmiş yada gelişi güzel etrafa saçılmış en sağlam olanı ise mezarlığın  kenarındaki çöp ve yakıt depolarının yanına atılmış durumdadır. Tarihin önemli yapıtları olan ve hem belge hem de turistik değeri olan maddi sanat ürünü olan bu mezar taşları ne yazık ki tamamen yok olup tarihi gömülmek üzeredir.

3- Tarihi Bayburt ev ve konakları; kaleden bakıldığında tamamına yakını görülebilen ve iki elin parmaklarının sayısını geçmeyen , Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet döneminde inşa edilen kesme taş bir kısmı işlemeli dış duvarları ve yöreye özgü iç donatıları bulunan konak ve evler hızla yok oluyor. Fotoğraf karelerine yansıyan bu yapıların pek çoğu  Son beş yılda yok oldu, kalan yapılarında yarıdan fazlası boşaltılarak kaderine terk edilmiş, yıkılması beklenmekte yada yakılarak , yada taşları  sökülerek yıkılması sağlanmaktadır.
            Ne acıdır ki idarecilerimiz ve halkımız hala, tarihi eserleri yok ettiğinde , geçmişi ve kültürel kimliği, belgesi olmayan milletlerin  köksüz ağaca benzeyeceğinin farkında değiller. Betonu  işlemeli özgün taş yada toprak bir konağa tercih edebilen bir anlayışa, bu anlayışı teşvik eden ilgili kurum ve idarecilere  ne söylenebilir ki. Her il gibi Bayburt ta turizm kenti ve cazibe  merkezi olmak istiyor. Peki nasıl, kanalizasyon kokan Çoruh'un  kıyısındaki restoran ve dinlenme tesisleri ile mi, tarihi Akkoyunlu  mezarları yok edilmiş tepeleri ile mi, kentin kültürel geçmişini ortaya koyan taş yapılarını  yıkarak mı yoksa eskilerin yerine sanatsal hiçbir özelliği olmayan ucuz restorasyon ve uydurma taklit yapıları ile mi. Para kazanılabilir kentler yeniden inşa edilebilir, eğitim seviyesi arttırılabilir ancak hiçbir tarihi eser yeniden yapılamaz, yapılsa da adı tarihi eser olmaz. Asıl olan korumak ve muhafaza edebilmektir. Herkes villa sahibi olabilir ancak çok az kişi 100 yılı geçen bir konağın ve konak kültürüne sahip olabilir. Çünkü geçmiş ve kültür satın alınamaz. Halbuki Bayburt, Dede Korkut, şair Zihni gibi edebi üstatlar yanında pek çok maddi  kültür zenginliğin beşiği olan bir kent idi.Bu kadar hızlı tüketmek
.....Yazık

Saygılarımla

Coşkun  ERÜZ


 

18 Haziran 2011 Cumartesi

Bu Hızla Devam Edersek;Topraklarımızı Çölleşmeden Kurtarmak İçin Yaklaşık 700 Yıla İhtiyacımız Var!


17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü

Bu Hızla Devam Edersek;
 Topraklarımızı Çölleşmeden Kurtarmak İçin
Yaklaşık 700 Yıla İhtiyacımız Var!

TEMA Vakfı, 17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü’nde topraklarımızı tehdit eden erozyon ve çölleşme tehlikesine karşı verilen mücadelenin önemine dikkat çekti. Konuyla ilgili açıklama yapan TEMA Vakfı Genel Müdürü Prof. Dr Orhan Doğan, “Yılda 743 milyon ton toprağımızı erozyonla kaybediyoruz. Topraklarımızın dörtte üçü şiddetli ve çok şiddetli erozyon tehdidi altında. Tarım alanlarımızın % 59’unda, meralarımızın % 64’ünde ve orman varlığımızın % 54’ünde erozyon yaşanıyor. Son 50 yılda ancak 4 milyon hektar alan erozyon ve çölleşmeden kurtarıldı. Bu hızla devam edilirse, erozyon ve çölleşme tehdidi altındaki toplam 57,6 milyon hektar arazi varlığımızı kurtarmak için yaklaşık 700 yıla ihtiyaç var” dedi.

TEMA Vakfı, erozyon ve çölleşmeyle mücadelede alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı:
ü  5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu, toprağın korunması yönünde iyileştirilmeli, tüm maddeleri acilen uygulanmalı.
ü  Nerede tarım yapıp, nerede hangi ürünü üreteceğimizi, nereyi yapılaşmaya açacağımızı kesin ve net olarak belirleyen, Arazi Kullanım Planlaması yapılmalı ve uygulanmalı.
ü  Tarımsal potansiyeli yüksek, bozulan-kirlenen ve amaç dışı kullanılan Büyük Ovalarımız Bakanlar Kurulu kararıyla koruma altına alınmalı.
ü  Ormanlarımızın azalmasına değil, korunmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılmalı.
ü  Mevcut ormanlar korunmalı, ağaçlandırma ve teraslama çalışmalarına verilen önem arttırılmalı,
ü  Mera ve Toprak Koruma yasalarından sonra yine TEMA Vakfı’nın hazırlamış olduğu Su Yasa Taslağı’ndan yararlanılarak Su Yasası çıkarılmalıdır.

Ormanlar Kurak Alanların Yaşamasını Sağlar
Birleşmiş Milletler 2011 yılının Uluslararası Ormanlar Yılı olması nedeniyle 17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü’nün ana konusunu “Ormanlar Kurak Alanların Yaşamasını Sağlar” olarak belirledi.

Ormanlar, sellerin ve taşkınların oluşmasını önler, akarsu rejimini düzenler, yeraltı sularının birikmesine yardım eder, iklim üzerinde olumlu etkiler yapar, sera gazlarından CO2 depo ederek kuraklık artışı ve çölleşmenin kaynağı küresel ısınmanın etkilerini azaltır, havayı temizler, gürültüyü azaltır. Yapacak ve yakacak hammadde kaynağıdır, halen ilaçların büyük bir bölümü ormanlarda yer alan bitkilerden üretilmektedir, ormanlar biyolojik çeşitliliğin en
yüksek olduğu karasal ekosistemlerdir. Dünya genelinde 1.6 milyar kişi çeşitli yollarla ormanlardan gelir sağlamaktadır. Buna karşın her yıl dünyamızda 13 milyon hektar, bir başka deyişle yaklaşık İç Anadolu Bölgesi’nin yüzölçümü kadar orman yok edilmektedir. 

Çölleşmenin temel nedenleri insanların yanlış faaliyetleri ve iklim değişiklikleridir.
Üst toprak, doğru ve verimli kullanılmadığı takdirde birkaç mevsimde yok olmakta, oysa yeniden oluşması yüzyıllar sürmektedir. Bugün kurak araziler, hatalı toprak işlemesi, aşırı ve erken otlatma, ormansızlaşma ve yanlış sulama uygulamaları nedeniyle tahrip olmaktadır. Bu istismarın temel nedenleri ekonomik ve sosyal baskı ve kuraklıktır.

Çölleşme ekonomik kaynaklar üzerinde büyük bir yüktür.
Küresel düzeyde, çölleşmeden doğrudan etkilenen bölgelerde yıllık gelir kaybı 42 milyar dolarken, çölleşme ile mücadelenin yıllık bedeli sadece 2,4 milyar dolardır. Dolaylı ekonomik ve sosyal kayıplar buna dahil edilirse kaybın daha da büyük olacağı açıktır.

Çölleşme yoksulluğun hem nedeni, hem sonucudur.
O halde çölleşmeyle mücadele için; erozyonun önlenmesi, su kaynaklarının korunarak bilinçli kullanılması, toprak varlığımızın iyi yönetilmesi, orman ve mera varlığımızın korunması gerekir. Bu da ancak kamudan özel sektöre, akademiden sivil topluma her kesimin doğal varlıklar konusunda bilinçlendirilmesi ile mümkün olur.

TEMA Vakfı, önümüzdeki dönemde çölleşmeyle mücadelede faaliyetlerini, hazırlamış olduğu Su Yasa Taslağı’nın çıkarılmasına ormanların korunmasına, orman alanlarının genişletilmesine ve teraslama konularına yoğunlaştıracaktır.

TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN!                                                                                         TEMA VAKFI

6 Haziran 2011 Pazartesi

ANADOLUDA KORUNMASI GEREKLİ 101 ODAK HAYVAN VE BİTKİ TÜRÜ- WWF (

ANADOLUDA KORUNMASI GEREKLİ 101 ODAK    HAYVAN VE BİTKİ TÜRÜ- WWF  (kampanya)



   
Leopar Panthera pardus
Dünya genelinde nesli tehlike altında bir tür olan leopar, son derece karizmatik bir canlı. Kafkasya leoparı, Türkiye’nin kuzeydoğusunu da içine alan Kafkasya bölgesinde yaşıyor. Ancak, doğal yaşam alanı gittikçe daralıyor. Kafkasya leoparının korunmasına yönelik çalışmalar, bu türün yaşadığı doğal ormanların ve ormanların içindeki diğer canlı türlerinin de korunmasını sağlayacak.
<> 
1
   
Boz Ayı Ursus arctos
Ayılar, masallara konu olan, kimi zaman korku ve merakla takip ettiğimiz canlılardır. Boz ayılar, ülkemizde özellikle Doğu Karadeniz’de biyolojik çeşitlilik açısından büyük önem taşıyor. Kaçak avcılık ve yaşam alanlarının yok olması boz ayıların varlığını sürdürme olanaklarını daraltıyor. Sayıları giderek azalan boz ayıların korunması, hem yaşadıkları ormanların hem de ormanları mesken tutan diğer canlıların korunmasını sağlayacak.
2
Porsuk Meles meles
Geceleri seven, gündüzleri ise yeraltındaki tünellerde ya da inlerde geçiren porsuk, Türkiye’nin hemen her yerinde, görülür. Yaşadıkları inler, nesiller boyu kullanılarak genişletilir ve gelişmiş tünel sistemleri haline gelir. Avlanmaları ve habitat bozulması nedeniyle sayıları azalmaktadır. Yavruları da yırtıcı kuşlar ve yırtıcı memeliler tarafından avlanmaktadır. Koruma altındadır ve avlanması yasaktır.
3
Yaban Tavşanı Lepus europaeus
Ağaç ve çalı altlarında ortama kamufle halde dinlenebilen ve uyuyabilen yaban tavşanı, Türkiye’nin hemen her yerinde bulunur. Doğadaki avcıları yırtıcı kuşlar, tilki, kurt, vaşak, çakal, saz kedisi ve kuyruksürenlerdir. En büyük tehdit, av baskısıyla insanlardan gelmektedir
4
Vaşak Lynx lynx
Antik dünyada, erdemlerin sembolleştirilmesinde karşımıza çıkan vaşak; yırtıcı sesi, karizmatik görüntüsüyle dikkat çeker. Vaşak türünün Güneydoğu Avrupa ve Güneybatı Asya'daki dağılımı dağınık ve küçük alanlardır, ormanlarda yaşar. Türe yönelik en büyük tehdit kaçak avcılıktır. Avrupa'da bazı alt türleri kritik olarak tehdit altındadır. Tehditlerin başında; habitat kaybı, kaçak avlanma ve yararlandığı besinlerin azalması yer alır.
5
Karakulak Caracal caracal
Karakulak popülasyonu, doğal olarak yaşadığı Afrika ve Asya'da kritik durumdadır. Karakulak; yarı çöllerden savanlara, çalılık alanlardan nemli ağaçlıklara, her dem yeşil dağ ormanlarına kadar geniş bir habitat çeşitliliğinde yaşar. En çok sevdiği yaşam alanı ise kurak ağaçlıklar ve yağış miktarının az olduğu bölgelerdir. Habitat bozulması ve kaçak avlanma en önemli tehditlerdir. Avlanması yasak bir türdür ve uluslararası ticareti yasaktır.
6
Kızıl Tilki Vulpes vulpes
Kızıl tilki, diğer etçil türlere göre en geniş coğrafi yayılışa sahip olan bir türdür. Çeşitli habitatlarda, hatta insana yakın alanlarda ve yoğun tarım alanlarında yaşayabilir. Kızıl tilkiye yönelik en büyük tehditler arasında; kürkü nedeniyle zehirlenerek avlanması, tarımsal ilaçlarla yaşam alanlarının daraltılması ve parçalanması gelir. Tilki, fare gibi tarımsal üretim açısından zararlı görülen hayvanların popülasyonlarını dengede tutması nedeniyle çiftçinin dostudur.
7
Kurt Canis lupus
Kurt tüm dünyada masallarda, mitolojik öykülerde, tarihe yön veren olayların hikâyeleştirilmesinde en çok kullanılan canlı türlerindendir. Bu karizmatik tür, ülkemizin tüm bölgelerinde yaygın olarak bulunmakla birlikte evcil hayvanlara zarar verdiği ve yasayla da korunmadığı için çok sayıda avlanır. Sürü halinde yaşayan kurdun, kirlilik ve yoğun yapılaşma nedeniyle popülasyonunda büyük düşüşler beklenmektedir. Yaygın kanının aksine çok aç kalmadıkça ve kıstırılmadıkça insanlara saldırmaz.
8
Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi Rubicapra rubicapra
Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu'daki dağlarda yaşayan, ''kayaların usta tırmanıcısı'' olarak bilinen çengel boynuzlu dağ keçisi, kaçak avcılık tehdidi altındadır. Özellikle son 20 yılda, yaşadıkları birçok alanda sayıları azalmış, bazı yerlerde de yok olmuştur. Dişiler sadece yılda 1-2 yavru dünyaya getirebilmekte ve bu yavruların da hayatta kalabilme oranları çok düşük olmaktadır.
9
Yaban Keçisi Capra aegagrus
Beş ila on hayvandan oluşan küçük sürüler halinde dolaşan yaban keçisi, yamaçlarda ve yüksek dağ bölgelerinde barınır. Yaban keçisi, insana ve yerleşim yerlerine karşı uyanık değildir, bu nedenle insanlar kolayca yaklaşarak onları öldürmektedir. Bu hayvanların sivri boynuzları özellikle Kafkasya Ülkelerinde hediyelik eşya olarak satılır. Kaçak avlanma bu türü tehdit eden en önemli etkendir.
10
Anadolu Sincabı Sciurus anomalus
Anadolu Sincabı bol tüylü kuyruğu, püsküllü kulaklarıyla ormanlarda, parklarda, bağ ve bahçelerde görülür, ağaçlarda yaşar. Sincaplar bitki yayılışında önemli ekolojik role sahiptir. Çevre şartlarındaki olumsuz değişiklikler ve bilinçsizce yapılan avlanmayla sayıları büyük ölçüde azalmıştır.
11
Çakal Canis aureus
Çakal, Marmara Bölgesi’nde özellikle Trakya’da, Karadeniz, Ege ve Akdeniz kıyılarında ve Güneydoğu Anadolu’nun alçak bölgelerinde yaşar. Genellikle nehir ve göllere yakın çalılık, sazlık ve ormanlık alanlarda bulunur. Ülkemizde tarım alanlarının açılması, bataklıkların kurutulması, nehir yataklarının ıslahı ve zirai ilaçlar nedeniyle çakallar tehlike altındadır.
12
Gelincik Mustela nivalis
Uzun boyu ve kısa ayaklarıyla küçük memelilerin en sevimlisi olan gelincik; ormanlık alanlarda, dağlarda, bataklıklarda ve kumullarda yaşayabilir. Halk arasında gelinciklerin, avlarının karşısında dans ederek avlarını hipnotize ettiklerine inanılır. Tarım alanlarının ve şehirlerin genişlemesiyle yaşam alanları oldukça daralmıştır.
13
Gelengi Spermophilus citellus
Anadolu yer sincabı olarak da bilinir. Diğer sincaplar ağaçlarda yaşadığı halde, gelengi yeraltı yuvalarında yaşar. Bozkırlarda, bozkır renkleriyle bezenmiş kürküyle öyle uyumludur ki onu yuvasından yiyecek bulmak için hızlıca çıkarken fark etmek çok güçtür. Yılda sadece bir kez yavrulayan gelengi, sürülmüş tarım arazilerinde yaşayamaz ve onun için en büyük tehdit her geçen gün genişleyen tarım arazileridir.
14
Denizalası Salmo trutta
Yaşam alanı Karadeniz Bölgesi olan denizalası, denizler ve tatlı sular arasında yumurtlama göçü yapar. Yaşam alanlarının tahribatı karşı karşıya olduğu tehditlerin başında gelir. Uzatma ağları ve oltayla avlanırken sayılarındaki azalma nedeniyle koruma altına alınmış olup, avcılığı tamamen yasaktır.
15
Fırat Arap Tavşanı Allactaga euphratica
Fırat Arap tavşanı, sincaptan daha küçüktür. Uzun bir kuyruğu vardır ve arka ayakları da uzundur. Kanguru gibi sıçrayarak koşar. Ülkemizde Orta ve Güneydoğu Anadolu’da bulunmaktadır.
16
Turna Grus grus
Türkülere konu olmuş, uçarken düz ya da V şekilli sıralar oluşturan turna; İç Anadolu, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bulunur. Sesi sert ve yankılıdır. Geniş bataklık, sulak çayır ve tundralarda yuva yapar. Kışın kurak arazide görülebilir. Yaprak, meyve, böcek, solucan ve farelerle beslenir. Kaçak avcılar ve yırtıcı memeliler karşı karşıya oldukları ana tehditlerdir. Avı yasaktır.
17
Ulu Doğan Falco cherrug
Bir zamanlar bozkırların efendisi olan bu görkemli tür, BM tarafından hazırlanan rapora göre 2030 yılına kadar soyu tamamen tükenecek türler arasında. Giysisi çok değişken olan Ulu Doğan’ın uçarken kahverengi sırtı ve kanat örtüleri, siyahımsı kanat telekleriyle kontrast oluşturur. Bu tür, havada asılı kalabilir.
18
Küçük Akbaba Neophron percnopterus
Ülkemizde görülen en küçük akbaba türüdür. Havada süzülürken siyah beyaz kanat altı tüyleri ve kama şeklindeki kuyruğuyla fark edilir. Sarı yüzü ve çoğu zaman dik duran kafa tüyleri ilgi çekicidir. Küçük gagası sayesinde diğer akbabaların yiyemediği küçük et parçacıklarını büyük bir titizlikle temizler. Türkiye’de üreyen bu tür, kışı Afrika’da geçirir. Anadolu’da yaygın sayılabilecek bir akbaba türüdür.
19
Karaleylek Ciconia nigra
Leylekten çok daha ürkek bir tür olan karaleylek, leylek kadar sessiz bir kuş değildir. Beyaz karnı ve kuyruk altı örtüleri dışında simsiyahtır; yakından tüylerinin parlak yeşil ve mor olduğu fark edilir. Yaşlı ormanlarda ve kayalıklarda yuva yapar, bataklık ve tatlı su kenarlarından beslenir. Göç sırasında çoğu kez leylek sürülerine katılır. Yaz sonunda Afrika’dan ülkemize gelir, bir kısmı Anadolu'da ürerken, büyük kısmı İstanbul üzerinden Avrupa'ya geçer. Sonbaharda Afrika’ya tersine göç başlar. Ülkemizde az sayıda alanda kışlama kayıtları vardır.
20
Urkeklik Tetraogallus caspius
Tehlike altında olan bu tür, kanatları kısa ve küt olmasına rağmen büyük bir patırtı ile fırlar ve vadilerden aşağı çok hızlı süzülerek uçar. Kalkarken sert bir "tçok- tçok- tçok" sesi ve uçarken ıslığı andıran bir ses çıkarır. Tehlikeyi haber vermek için hindi gibi "glu glu" sesler çıkarır. Çok hızlı yürür. Yurdumuzda Doğu Karadeniz, Orta Toroslar, Doğu Akdeniz ve Doğu Anadolu'da bulunur.
21
Yalıçapkını Alcedo atthis                 
Küçük ve çok renkli bir kuş olan yalıçapkınının uzaktan duyulabilen, çok tiz ve çığlıksı bir sesi vardır. Su üzerinde hızla uçarken mavi bir ışın olarak gözükür. Bir tünekten bakarak ya da havada asılı kalarak balık arar, avını dalarak yakalar. Tatlı su kenarında ürer, oyuklara yuva yapar, lagünler ve deniz kıyısında bulunur. Adını İzmir ilimizden alan halcyon smyrnensis adlı bir yalıçapkını türü olan İzmir yalıçapkını, çoklukla Ege Bölgesi ve Doğu Akdeniz Bölgesi’nde gözlemlenir. Bu bölgeler ve İsrail dışında başka hiçbir ülkede bulunmadığı için koruma altındadır.
22
Arıkuşu Merops apiaster
Rengârenk tüyleriyle arıkuşları yaz aylarında, Toroslar'ın güneyi ile Karadeniz'in kıyı kesimleri dışında kalan hemen her bölgede, tünedikleri yükseltilerden kalkıp, arıları ve diğer büyükçe böcekleri kıvrak uçuşlarla avlarken görülebiliyor. Genellikle Mayıs-Ağustos aylarını ülkemizde geçirir. Sıcağı seven tür genel olarak orta Avrupa'ya kadar yayılım göstermekle birlikte, nadir bir tür olarak İngiltere, İskandinavya, Polonya ve İsviçre'de de ürediği kayıtlara geçmiştir. Arıcılar tarafından arı kovanlarına zarar verdikleri düşünüldüğü için sevilmiyorlar. Ülkemizde arıkuşlarının yaşam ve üreme alanları, giderek daralıyor.
23
Huş Tavuğu Tetrao mlokosiewiczi T
ürkiye’de yaşayan tek paçalı tavuktur. Uçarken kanatları ıslıksı ses çıkarır. Erkeğin kendisi ötmez, dişinin sesiyse sülüne benzer. Yüksek yaylalardaki orman gülüyle kaplı yamaçlarda yaşar. Kafkaslara endemiktir. Türkiye’de Doğu Karadeniz dağlarında bulunur.
24
Kızıl Akbaba Gyps fulvus
Kızıl gövdeli, büyük boylu bir akbaba türü olan kızıl akbaba, genellikle yüksekten uçar ve kanatlarını yukarı kaldırarak dönerek yükselir. Kayalık ve dağlık arazide yaşar, kaya yarlarındaki çıkıntılarda koloniler halinde yuva yapar. Kurtları öldürmek için atılan zehirli etler nedeniyle sayıları çok azalmıştır. Toroslar, Doğu Karadeniz Dağları ve Doğu Anadolu’da lokal olarak bulunur.
25
Kafkas Engereği Vipera kaznakovi
Koyu renk üzerine sarı, kızıl desenleriyle oldukça çekici bir tür olan Kafkas engereği, Uluslararası anlaşmalarla koruma altında olan bir yılan türüdür. Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nde; Hopa, Arhavi, Borçka ve civarında sık ormanların bulunduğu alanlarda ve çayırlarda yayılış gösterir. Zehirli bir türdür ve zehiri insanlar için tehlikeli olabilir. Güzel görünüşü nedeniyle yurtdışına kaçak yollarla satılması ve yaşam alanlarının daraltılması nedeniyle sayıları çok azalmıştır. Kafkasya engereğinin popülasyonunun düşmesine bağlı olarak bu bölgelerde fare sayısında artış yaşanmıştır.

BİTKİLER


1
Türk Fındığı Corylus colurna L.
Fındığın dünya üzerinde doğal olarak görüldüğü ilk yer Giresun, Ordu ve Trabzon’dur. Meyvelerinin yanı sıra odunundan da yararlanılan fındık, Karadeniz Bölgesi’nde yaklaşık 3150 köyde, Türkiye nüfusunun %7,5'ini içeren 3.205.000 kişinin tek geçim kaynağıdır. Dünya tüketiminin %75’i ülkemizden karşılandığı için Türkiye ekonomisi için büyük bir önem taşır. Sağlık açısından çok yararlıdır ve harika bir enerji kaynağıdır. İklim değişikliği nedeniyle yağışların azalması fındık üretimindeki en büyük sorundur. Bununla birlikte, fındığın doğal olarak yetiştiği bölgelerde çiftçilerin hatalı gübreleme, ve bahçe bakımı, yanlış toplama ve kurutma çalışmaları fındıkta kaliteyi ve verimi düşürmektedir.
2
Kardelen Galanthus elwesii
Kardelen, ilk olarak 1874 yılında, İzmir yakınındaki dağlarda bulunmuş ve bilim dünyasına tanıtılmıştır. Bembeyaz çiçekleriyle kış sonunda açan kardelen, soğanlı bitkiler arasında en çok tanınan bitkidir. Ülkemizde bu cinse ait 10 civarında tür doğal olarak yetişir. Kuzeybatı, Batı, Güneybatı Anadolu'da yayılış gösterir. Sıcaklığın -15°C'ye kadar düşmesinden etkilenmez. Türkiye'den ihraç edilen çiçek soğanları listesinde ilk sırada yer alır. Doğadan aşırı miktarda toplanarak satılması kardelenlerin neslini tehlike altına sokmuştur.
3
Doğu Ladini Picea orientalis
Her zaman yeşil olan doğu ladini, iğne yapraklı bir ağaçtır. 60 metre boya ulaşabilir. Ordu’nun güneyindeki dağlardan başlayıp, tüm Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yer yer özellikle de dağların denize bakan yamaçlarında yetişir. Kafkasya’da da doğal olarak yetişebilen bu türün başka doğal yetişme alanı yoktur. Türkiye’de yetiştiği bölgede Doğu kayını, Doğu Karadeniz göknarı ve sarıçamla karışık çok güzel gösterişli ormanlar oluşturur.
4
Fıstık Çamı Pinus pinea
Bir Akdeniz ağacı olan fıstık çamının Türkiye’de en geniş yayılım alanı Bergama yakınındaki Kozak Yaylası’dır. Tohumlarının ekonomik değeri nedeniyle diğer bölgelerde de yetişme alanı gittikçe genişlemektedir. Çok kısa saplı olan kozalağı 3 yılda olgunlaşır, Türk mutfağında kullanılan “çam fıstığı” bu ağacın tohumlarıdır.
5
Zeytin Olea europea
Çağlar boyu zeytin “hayat ağacı” olarak kabul edilmiş, insanın bir yandan tanrıyla bir yandan da doğayla barışını simgelemiştir. Ormanlarımızda doğal olarak yetişen zeytin, halk arasında “Delice” olarak bilinir. Akdeniz İklim Bölgesi’nin Akdeniz kıyı bölümünde geniş bir bölgede doğal olarak bulunur. Yabani zeytin, Marmara kıyıları boyunca da alçak vadi tabanlarında, orman örtüsünün tahrip edildiği yerlerde diğer maki elemanlarıyla birlikte bulunmaktadır.
6
Kocayemiş Arbutus unedo
Süs bitkisi olarak yetiştirilen, yaprakları ilaç endüstrisinde kullanılan kocayemiş, her zaman yeşil olan küçük bir ağaçtır. Türkiye’nin her tarafındaki kıyı arazisinde görülebilir. Sonbaharda çiçek açar. Çiçekler ve olgun meyveler, aynı anda ağaç üzerinde bulunduğu için güzel bir görüntü oluşur.
7
Yabani Kiraz Prunus cerasus
Kirazın botanikteki latince adı olan P. cerasus bugünkü Giresun'un eski adı olan Kerasus'tan gelmektedir. Gülgiller familyasından olan vişnenin muhtemel anavatanı olarak Hazar Denizi ile Kuzey Anadolu Dağları arasında kalan bölge kabul edilmektedir.
8

9
Mor Çiçekli Orman Gülü Rhododendron ponticum
Her zaman yeşil olan en fazla birkaç metre boya erişebilen bir çalıdır. Kafkasya’da ve Trakya’nın Karadeniz kıyılarında, tüm Kuzey Anadolu’da doğal olarak yetişir. Fazla nem ister. Orman kenarlarında, ormandan boşalan alanlarda görülür. Ormanın gelişmesini engellediği için ormana son derece zararlıdır. Dekoratif bir bitki olduğu için kültüre alınmıştır
10
Doğu Kayını Fagus orientalis
Bulgaristan, Türkiye, İran ve Kafkasya’da doğal olarak yetişir. Türkiye’de Bulgaristan sınırından Hopa’ya kadar Karadeniz Bölgesi’nin tamamındaki dağların orta ve yüksek kısımlarında Kaz Dağları’nda, Uludağ’da, Amanos Dağları’nda, Aladağ’da ve Kahramanmaraş Andırın’da bulunur. Kışın yaprağını döken, genç yaşlarda konik; ileri yaşlarda yuvarlak tepeli birinci sınıf bir orman ağacıdır. 40-50 metreye kadar boylanabilir. Nemli ve serin yerlerde iyi gelişim gösterir.
11
Kafkas Ihlamuru Tilia rubra
Güzel kokusuyla, sarkık salkımlarıyla dikkat çeken kafkas ıhlamuru, kışın yapraklarını döken, 30-40 metre boylanabilen bir ağaçtır. Kuzey ve özellikle Kuzey Doğu Anadolu’nun ormanlık bölgelerinde çok görülür. Ayrıca Kazdağı’nda, Kuşadası ve Antalya dolaylarında da rastlanır. Odunundan ve çiçeklerinden yararlanıldığı gibi süs bitkisi olarak da yetiştirilir.
12
Kafkas Tüylü Huşu Betula litwinowii
Kafkas tüylü huşu, çoğunlukla yüksek çalı formunda bir bitkidir. Ender olarak da 20 metreye kadar boylanan bir ağaçtır. Vatanı Doğu Anadolu ve Kafkasya’dır.
13
Yabani Siklamen Cyclamen coum
Bu siklamen türü, kış aylarında çiçek açan birkaç bitkiden biridir. Ağaçlar altında, yamaçlarda, nemli ve gölge yerlerde bu siklamen renkli minik çiçekleriyle kendini fark ettirir. Soğuk havalara dayanaklı olan bu güzel siklamen türü, çoğunlukla Türkiye’nin kuzeyinde yetişir. Yabani siklamen, Türkiye’nin de taraf olduğu Bern Sözleşmesi gereği doğal yaşam alanlarında korumakla yükümlü olduğumuz bitkiler arasındadır.
14

FOTOĞRAFÇILAR

  •  İstanbul çiğdemi, Kardelen, Mor çiçekli orman gülü, Ters lale, Toy, Yabani kiraz, Yabani siklamen, Akdeniz servisi © Ali İhsan Gökçen
  • Yelkovankuşu © Arslan Kezer
  • Porsuk © Aykut İnce
  • Çengel boynuzlu dağ keçisi © Başak Avcıoğlu
  • Mavi yüzgeçli Atlantik orkinosu, Yunus © Brian J. Skerry
  • Gelincik © Can Çokçalışkan
  • Ak kuyruklu kartal, Kurt © Chris Martin Bahr
  • Karaleylek, Kelaynak, Anadolu kestanesi, Yaban koyunu, Datça hurması, Gelengi, Toros kurbağası, Yaban tavşanı © Cüneyt Oğuztüzün
  • Kızıl tilki, Saz kedisi, Vaşak © David Lawson
  • Sümbül, Yanardöner, Nevruz çiçeği © Erdoğan Tekin
  • Antep kaya kekiği © Ergun Özuslu
  • Avrupa yılan balığı © Erling Svensen
  • Kocayemiş © Ersen Çörekçi
  • Erguvan © Ertuğrul Balıkçıoğlu
  • Karakulak © Frederick J. Weyerhaeuser
  • Leopar © Fritz Pölking
  • Turaç © Gürhan Sinan Özgürlü
  • Kör fare, Anadolu sincabı, Oklu kirpi © Halim Diker
  • Denizalası © Håkon Haraldseide
  • Ceylan, Apollo Kelebeği, Çöl varanı, Kafkas tüylü huşu, Turna, Ulu doğan, Yaban keçisi © Hartmut Jungius
  • Akya © Hasan Yökeş
  • İri başlı deniz kaplumbağası © Isaac VEGA
  • Akdeniz foku © Jacques Trotignon
  • Küçük akbaba © John E. Newby
  • Flamingo, Kum zambağı © Jorge Sierra
  • Denizatı, Yeşil deniz kaplumbağası © Jürgen Freund
  • Çizgili sırtlan © Mandal
  • Toros sediri © Marco Pagliani
  • Bukalemun, Peçeli baykuş © Martin Harvey
  • Çakal nergis, İğde, Tespih çalısı, Tülüşah, Yaban elması, Zeytin, Fıstık çamı © Mecit Vural
  • Huş tavuğu © Melih Özbek
  • Alageyik, Deniz çayırı, Tepeli pelikan © Michel Gunther
  • Doğu ladini © Özcan Yüksek
  • Su samuru, Ulugeyik, Boz ayı, Dikkuyruk, Kızıl akbaba © Sanchez & Lope
  • Doğu kayını © Sedat Kalem
  • Anadolu salebi © Serdar Aslan
  • Türk Fındığı © Tuğba Uğur
  • Urkeklik, Ahlat © Turgut Tarhan
  • Kafkas engereği © Urs Woy
  • Orfoz © Linda Pitkin
  • Arıkuşu © Markus Varesvuo
  • Çakal © Y.-J. Rey


Türkiye'de Durum


Ülkemizin göç yolları üzerinde olması, kısa mesafelerde değişik iklim koşullarının bulunması ve Anadolu’nun farklı yörelerindeki yaşam alanlarının gösterdiği çeşitlilik çok sayıda bitki ve hayvan türünün yaşamasına olanak tanıyor. Türkiye’de yaşayan insanlar olarak bizler; ovalarımızı, vadilerimizi, nehirlerimizi, bozkırlarımızı, dağlarımızı, ormanlarımızı, göllerimizi, yaylalarımızı ve denizlerimizi 132 memeli, 456 kuş, 10.000 bitki, 125 sürüngen ve çiftyaşamlı, 364 kelebek ve 405 balık türü türüyle paylaşıyoruz. Avrupa Kıtası’ndaki bitki türlerinin toplamı 12.000 iken, Türkiye yaklaşık 10.000 bitki tütüne ev sahipliği yapıyor. Üstelik bitki türlerimizin üçte biri endemik, yani ülkemizde yalnızca doğal olarak yetişiyor. Ayrıca Anadolu; birçok bitki ve hayvan türünün binlerce yıl öncesine giden tarihiyle gen merkezi. Örneğin; badem, kayısı, buğday, nohut, mercimek, incir, lâle, çiğdem vb. bitkilerin anavatanı Anadolu toprakları. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye, su altı çeşitliliği açısından da şanslı. Ülkemiz sularını mesken tutan deniz canlılarının gösterdiği geniş yelpaze, özellikle Akdeniz’de göze çarpıyor. Bununla birlikte; tüm Avrupa’da 190 memeli türü bulunurken ülkemizde 132 memeli türü yaşıyor. Önemli kuş göç yollarına sahip olan ülkemiz, tüm dünyada bulunan 9000 kuş türünden 456’sına ev sahipliği yapıyor


Üstün değerlerine ve yararlarına rağmen, bu zengin biyolojik çeşitliliğimiz, bozulma, azalma ve yok olma sürecine girdi. Bu sürecinin başlıca nedenleri arasında hızlı nüfus artışı, doğal kaynakların sürdürülebilir olmayan kullanım biçimleri ve toprak erozyonu yer alıyor.
Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) 2008 Kırmızı Listesi’nde; Türkiye’de küresel ölçekte tehlike altındaki tür ve alttür sayısı 134. Aslan, Anadolu parsı ve Hazar kaplanı Türkiye'de yok olan türler arasında. Yakalı toy, İran alageyiği ve yabani eşek gibi bazı türler yeryüzünde bazı bölgelerde varlıklarını sürdürmeye çalışsalar da, artık Türkiye topraklarında yaşamıyor. Son 30-40 yılda, Türkiye’deki pek çok habitat çeşidi, geri dönülemez biçimde tahrip edildi.
Türkiye'de ormanlar hiç olmadığı kadar büyük bir tehdit altında. Ülkemizin yüzölçümünün dörtte biri ormanlarla kaplı olsa da, ormanlarımız son 50 yıl içerisinde yarı yarıya azaldı. Doğu Karadeniz ormanlarının %88’i zarar gördü. Türkiye son 40 yıl içinde sulak alanlarının yarısını kaybetti. Batı Karadeniz bölümündeki kıyı kumullarının her sekiz bitkiden biri, neslinin tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya. Türkiye, çok sayıda bitki türünün tehlikede olduğu 10 ülke arasında dördüncü sırada. Ülkemizin sularındaki balık stokları azalıyor. Türkiye'de tehdit altında bulunan ve korunması gereken 39 deniz canlısı bulunuyor. Tahribat oluşturacak şekilde yayılan ikinci konutlar, turistik tesisler, otoyollar, kum çıkarımı gibi faaliyetler kıyılarımızı sonu gelmez bir bozulma sürecine sokuyor. Deniz kaplumbağaları için yaşamsal olan yuvalama kumsallarının %64’ü bozuldu. Ülkemizin can damarları olan akarsular, evsel ve sanayi kaynaklı atıklar, giderek yayılan HES projeleri, kaçak kum alımları ve madencilik nedeniyle alarm verecek kadar sağlıksız durumda.


 http://www.turkiyenincani.org/turkiye-durum.html





,


WWF-Türkiye'nin 35 yıllık doğa koruma deneyiminden çıkardığı önemli derslerin başında şu yer alır: Yöre insanıyla birlikte hareket ederek gerçekleştirilen projeler başarıya ulaşır. Doğa koruma çalışmalarına "ilgi grubu" diye adlandırdığımız, doğal kaynaklardan yararlanan ve bu kaynakları yöneten tüm kesimlerin katılımı, çalışmaların başarısının artması için geliştirdiğimiz bir formül. Katılımcılık, sorunların ve çözüm önerilerinin belirlenmesinde kilit rol oynuyor. Bu formülü, her geçen gün biraz daha geliştirerek, ülkemizin çeşitli yörelerindeki doğa koruma çalışmalarımızda uyguluyoruz. Türkiye'nin Canı Kampanyası, Anadolu'da yöre insanıyla birlikte yürüttüğümüz doğa koruma projelerini bir adım daha öteye götürme fırsatını sunuyor.
Ülkemizin çok değerli doğal alanlarında yaşayan yöre insanlarının yaşam biçimleri ve doğaya duyarlılıkları, gurur duyduğumuz doğal varlıkların kalıcılığı açısından en önemli. Özellikle, nesli tehlike altında canlı türlerinin kışladığı, yuvaladığı ya da ürediği toprakları, ormanları, gölleri, kıyıları, denizleri, gölleri ve akarsuları onlarla paylaşan yöre insanlarının daha önemli bir sorumluluğu bulunuyor. Bunun için, doğa koruma konusunda yerel inisiyatiflerin gelişmesi, yöre insanın yaşadığı bölgeye sahip çıkması ve sorunları belirleyerek çözüm geliştirmesi kalıcı ve somut başarıların anahtarı oluyor. Yerel sivil toplum hareketinin oluşması; çelişkileri ortadan kaldırmaya yönelik, uyumlu, bütüncül ve katılımcı yaklaşımların bir ürünü.


kampanyaya destek için

http://www.turkiyenincani.org/joinus.aspx